Âşr - Âşûrâ
İnsanlık tarihi boyunca bazı günler ve bazı kavramlar, taşıdıkları derin anlamlar sebebiyle sıradan zamanların ötesine geçmiştir. İslam kültüründe önemli bir yere sahip olan Aşure de bunlardan biridir. Bugün çoğu insanın zihninde çeşitli bakliyat ve meyvelerle hazırlanan geleneksel bir tatlı olarak yer etse de, Aşure'nin kökleri çok daha derinlere uzanır. Kelimenin etimolojisinden tarihî ve manevî anlamlarına kadar uzanan geniş bir anlam dünyası bulunmaktadır.
Aşure kelimesi, Arapça "عاشوراء" (Âşûrâ) kelimesinden gelmektedir. Bu kelimenin kökü olan "عشر" (aşr), "on" anlamını taşır. Bu nedenle Âşûrâ, hicrî takvimin ilk ayı olan Muharrem'in onuncu gününü ifade eder.
Dil âlimlerinin çoğunluğu, kelimenin doğrudan Arapça kökenli olduğunu kabul etmiştir. Böylece Aşure, ilk anlamıyla "onuncu gün" demektir. Ancak tarih içinde bu kelime, yalnızca bir günü ifade etmekten çıkmış; çeşitli tarihî, dinî ve kültürel anlamlar kazanmıştır.
İslam geleneğinde Muharrem ayının onuncu günü önemli olaylarla ilişkilendirilmiştir.
Rivayetlerde bu günün;
- Hz. Musa'nın Firavun'un zulmünden kurtuldu,
- Hz. Nuh'un gemisinin tufandan sonra selamete ulaştı,
- Hz. İbrahim'in ateşten kurtarıldı,
- Hz. Yakub'un oğlu Yusuf'a kavuştu,
birçok ilahî lütuf ve kurtuluş hadisesine sahne olduğu anlatılmıştır.
Bu yönüyle Aşure Günü, tarih boyunca Allah'ın rahmetinin ve yardımının tecelli ettiği bir zaman dilimi olarak görülmüştür. Ancak Aşure'nin İslam tarihindeki en derin anlamlarından biri, Kerbelâ hadisesidir. Hicrî 61 yılında Hz. Hüseyin ve beraberindeki müminlerin Kerbelâ'da şehit edilmesi, Aşure Gününe farklı bir anlam katmıştır. Böylece Aşure, hem kurtuluşun hem de fedakârlığın sembolü hâline gelmiştir. Anadolu kültüründe hazırlanan aşure tatlısı, yalnızca bir yiyecek değildir. Bu tatlı, farklı malzemelerin aynı kazanda birleşerek yeni bir lezzet oluşturmasının sembolüdür.
Buğday, nohut, fasulye, kuru üzüm, incir, kayısı, ceviz ve daha birçok malzeme kendi özelliklerini kaybetmeden ortak bir bütün meydana getirir. Bu durum toplum hayatına dair önemli bir mesaj taşır:
'Farklılıklar ayrılık sebebi değil, zenginlik kaynağıdır.
Aşure kazanında her malzeme kendi kimliğini korurken bütüne hizmet eder. İnsan toplulukları da aynı şekilde farklı karakterlerin, düşüncelerin ve kabiliyetlerin bir araya gelmesiyle güçlenir.'
Tasavvuf ehli, görünen her şeyin ardındaki manayı araştırmıştır. Bu bakış açısından Aşure, insanın iç dünyasına dair önemli işaretler taşır.
İnsanın içinde birçok farklı duygu, düşünce ve hâl bulunmaktadır. Korku ile umut, hüzün ile sevinç, sabır ile mücadele sürekli olarak bir arada yaşar. Tıpkı aşure kazanındaki farklı malzemeler gibi bu hâller de ilahî terbiye altında olgunlaşır ve anlam kazanır. Bu nedenle Aşure, tasavvufta "çokluk içinde birlik" anlayışının sembollerinden biri olarak değerlendirilmiştir. Her şeyin kaynağının bir olduğu ve bütün farklılıkların sonunda aynı hakikate yöneldiği fikri, aşurenin manevî yorumunun temelini oluşturur. Aşure, sadece bir tatlı ya da takvimdeki belirli bir gün değildir. O; tarih boyunca kurtuluşu, bereketi, paylaşmayı, sabrı ve birlik ruhunu temsil eden güçlü bir semboldür.
Kelime anlamıyla "onuncu gün"ü ifade eden Aşure, zaman içinde insanlığın ortak hafızasında çok daha geniş bir anlam kazanmıştır. İçindeki farklı malzemelerin uyumu nasıl eşsiz bir lezzet ortaya çıkarıyorsa, insanlığın farklı renkleri ve karakterleri de ortak değerlerde buluştuğunda güçlü ve anlamlı bir bütün oluşturur. Bu yönüyle Aşure, geçmişten günümüze uzanan bir bereket, paylaşma ve vahdet çağrısıdır.


Yorumlar
Yorum Gönder